Katılım
Her gün gördüğümüz bir sorunu nasıl anlatırız?
Doğru konum, anlaşılır bir fotoğraf ve kısa bir açıklama. Gündelik bir gözlemi başkaları için de anlaşılır kılan ayrıntılar.
3 dk okuma

Her gün geçtiğimiz kaldırımda yerinden çıkmış birkaç taş olduğunu düşünelim. Orayı bildiğimiz için “köşedeki bozuk kaldırım” demek bize yeterince açık gelebilir. Fakat aynı cümleyi ilk kez duyan biri için hangi köşeden söz ettiğimiz belirsizdir. Bir gözlemi paylaşmak, tanıdığımız çevreyi o bilgiyi henüz taşımayan birine anlatma çabasıdır. Bunun için uzun ya da iddialı cümlelerden çok, yerini bulan ayrıntılara ihtiyaç duyarız.
Önce aynı yere bakabilmek
Bir sorunun konumunu anlatırken sokağın adıyla başladığımızda bile farklı noktaları kastediyor olabiliriz. Kaldırımın hangi tarafı, hangi girişin yakını, kavşağın öncesi mi sonrası mı? Gündelik tariflerde kullandığımız işaretlerin herkes için aynı anlama gelmediğini hatırlamak işe yarar. “Bizim evin orası” yerine kamusal alanda kolayca ayırt edilen bir noktayı tarif etmek, anlatının bizden bağımsız da anlaşılmasını sağlar. Böylece dinleyen kişi, önce eksik yeri bulmaya çalışmak zorunda kalmaz.
Zaman bilgisi de bu tarifin parçasıdır. Sabah gördüğümüz bir durumu akşam paylaşıyorsak, cümlenin hangi ana ait olduğunu belirtmek farklı yorumların önünü açar. Aynı yer daha önce başka görünmüş olabilir. Bir gözlemin değerli olması için her zamanı kapsaması gerekmez; belli bir anda ne gördüğümüzü anlaşılır biçimde anlatması yeterlidir.
Gördüğümüzle düşündüğümüzü ayırmak
“Burayla hiç ilgilenilmiyor” cümlesi bir duyguyu güçlü biçimde ifade edebilir, ama gördüğümüz durumun kendisini pek anlatmaz. “Kaldırımın köşesinde üç taş yerinden çıkmıştı” ise daha sınırlı, daha somut bir gözlemdir. Taşların ne zaman veya neden yerinden çıktığını bilmiyorsak o boşluğu tahminle doldurmadan da konuşabiliriz. Bilmediğimizi açık bırakmak, yaşadığımız rahatsızlığı küçültmez.
Kendi deneyimimizi eklemek de mümkündür. Taşların bulunduğu noktada yürüyüşümüzü değiştirdiysek bunu birinci tekil şahısla anlatabiliriz. “Buradan kimse geçemiyor” demekle “Bu noktada durup kaldırımın başka bölümüne yöneldim” demek aynı şey değildir. İkincisi, başkalarının adına konuşmadan kendi karşılaşmamızı görünür kılar. Başka insanların anlatıları geldiğinde, her biri kendi deneyimi olarak bu gözlemin yanına eklenebilir.
Fotoğraf ve kısa açıklama birbirini tamamlasın
Yakından çekilmiş bir fotoğraf, taşın durumunu gösterebilir; fakat kaldırımın neresinde bulunduğunu anlatmayabilir. Daha geniş bir kadraj ise çevreyi gösterirken ayrıntıyı küçük bırakabilir. Fotoğrafı tek başına her şeyi açıklamak zorunda bırakmak yerine, kısa bir metinle birlikte düşünebiliriz. Görselde açık olmayan yer veya zaman bilgisini metinde tamamlamak, aynı şeyi iki kez söylemekten daha anlamlıdır. Konuyla ilgisi olmayan kişileri veya özel ayrıntıları anlatının merkezine taşımaya da gerek yoktur.
- Yeri, o çevreyi tanımayan birinin anlayabileceği kadar açık tarif et.
- Gözlemin ne zamana ait olduğunu belirt.
- Doğrudan gördüğün durumu, nedenine ilişkin tahmininden ayrı tut.
- Fotoğrafın anlatamadığı bağlamı kısa bir cümleyle tamamla.
Paylaşımı yeniden okurken kendimizi o sokağı hiç görmemiş birinin yerine koyabiliriz. Metinde eksik kalan bir yön tarifi ya da fotoğrafta anlaşılmayan bir ayrıntı böylece fark edilebilir. Açıklığı artırmak, daha fazla cümle eklemekten çok doğru ayrıntıyı seçmekle ilgili olabilir.
Bu küçük düzen, her paylaşımın aynı kalıba girmesi demek değildir. Kendi sesimizle, bazen tek bir paragrafla anlatabiliriz. Önemli olan cümlenin başkasına da bir başlangıç noktası sunmasıdır: nerede, ne zaman, neyle karşılaştık? Böylece yalnızca bize tanıdık gelen bir sorun, üzerine birlikte konuşulabilecek bir gözleme dönüşür.